5 Eylül 2011 Pazartesi

meyyal-i inhidâm

gün batımı. balkondayız, manzaraya gerek yok. benim manzaram sensin. bağdaş kurmuşum ben, sen bacaklarını uzatmışsın. üzerinde siyah bir tişört, siyah sana çok yakışıyor. ve beyaz da ve mavi de ve kırmızı da.. ama siyah bir başka. 
uzaklara bakıyoruz, halbuki uzaklarda binadan başka bir şey yok. ama biz o binaları görmüyoruz tabiki görmek istediğimizle meşgulüz. yüzünde hafif bir tebessüm var, her zamankinden farklı değil. dudağının sağ kısmı biraz daha yukarıda, sanki gamzene işaret ediyor kıvrımı. birer sigara yakıyoruz, hala bırakamamış olmanın mahçupluğuyla. dumanı içimize çekerken umut, dışarı üflerken öfke doluyoruz. ama anlayışlı bir öfke, farklı bir öfke işte. 'neyse ki yanımda sen varsın.'ın türevleyebildiği bir öfke.

uzun uzun konuşuyoruz, sonra uzun uzun susuyoruz. diyalog değil, monolog bunlar. seninle konuşurken kendimi unutuyorum. seninle konuşurken kendimi buluyorum. sende en çok neyi seviyorum biliyor musun? farkındalığı. ikimiz de farkındayız, varoluşun saçmalığının. anlamsızlığının. dayanılmazlığının. beraber büyüdüğümüzden belki de, birbirimizi kandıramıyoruz. birbirimizi mutlu olmaya zorlamıyoruz. dayatmıyoruz. hüznüm sana akıyor, sıkıca kavradığım elinden. kızmıyorsun asla, şikayet etmiyorsun. 'hüzün sana yakışıyor.' diyorsun, 'en az gülmek kadar.'

konudan konuya atlıyoruz, 'bence marx, marksist değildi.' diyorum, 'isa da hristiyan değildi ona bakarsan.' diye cevaplıyorsun. saatler süren konuşmalarımızı, susuşlarımızı bir süre sonra noktalıyoruz. yorulduğumuzdan değil, konuşma sırası tenlerimize geldiğinden sadece. beni alıp dizlerine yatıyorsun, saçlarımı seviyorsun. saçlarımdaki beyazların artık siyahlardan fazla olduğunu fark ediyorsun. gülümsüyorsun. 'üşümüşsün, içeri girelim.' diyorsun. koynunda uyuyorum bütün gece. uyumak, yanındayken basit ve huzur verici bir eyleme dönüşüyor her seferinde.

hava aydınlanıyor yavaş yavaş. o hiç sevmediğimiz ayrılış anları geliyor, o kaçınılmaz sabahlar. yüzüm asılıyor, anlıyorsun hemen, dudaklarıma bir öpücük konduruyorsun. bir şeyciğim kalmıyor.
geç kaldığımı fark ediyorum. ardından çıkıyorum evden, okulun yolunu tutuyorum. bir günümüzün daha anı olmasının burukluğu var içimde. dalgın dalgın yürüyorum. -annen değilim, eşin değilim, kız kardeşin değilim. evet hiçbiri değilim, ama senin hayatının kadını benim. biliyorum.-  tüm bunları düşünürken bir kız çocuğunun sesiyle kendime geliyorum.

2 yorum: