amcam taş çatlasa 65 yaşındaydı, sevdiği kadını kaçırmış üç de çocuk yapmış ama bi türlü mutlu olamamıştı. son konuşmamızda her zamanki gibi gözlerinden öpüyorum diye telefonu kapamıştı. yüzü gözümden, sesi kulağımdan gitmiyor.
sabahın dokuzunda sessiz sedasız yatağında uyurken bulmuşlar, sonsuz rüyaya gözleri açılmışken. (...) merak etmediğim detaylar.
-sen şimdi ne olacaksın?
(bu soruyu her konuşmamızda en az bir kez sormasa olmaz.)
-inşaat mühendisi amca.
-başka bir şey yok muydu?
gülüyorum.
-para bunda amcaa!
o mallıkla kaldırımdaki büyük demirlerden birine çarptım, bacağım morardı, yeni hissediyorum. mezarlığa gittik, amcamı çıkarıp toprağın içine koydular. kat kat toprak attılar, attıkça attılar attıkça attılar. öfkeliydim herkese. birden bütün kalabalığı toplayıp toprağına içine sokmak geldi içimden. nasıl olsa tek tek girmeyecekler miydi onlar da? bıkmıştım. ayakta zor duruyordum, hem soğuktan hem çaresizlikten tir tir titriyordum. kadının biri başımı örtmeye çalışıyordu, anlatıyordu bir şeyler. toprak atıyorlardı hala. -artık acı yok, artık ağrı yok.- dedi şalımı saçıma dolarken. babam elinde iki tahtayla geldi sonra, ateş düştüğü yeri sarartarak yakıyordu böyle durumlarda. yüzü sapsarı. birini mezarın başına diğerini sonuna çaktı tahtaların. sonra da kalemle üzerine ismini kazıdı.
amcam doğmuş, büyümüş, şaşırmış ve ölmüştü. katıldığım bir cenaze töreninin daha sonuna gelmiştik böylece. üstelik hayat da devam ediyordu. amcam orada yalnız başına yatıyordu, ama hayat devam ediyordu işte.
ayakkabılarım çamur içinde. acaba üşüyor mudur?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder