7 Şubat 2016 Pazar

gül bahçesi

gözümün önünden geçen görüntüler silsilesi. nasıl yazacağımı bilmiyorum ama bi umut belki dökersem rahatlarım. hıçkırıklarımı göz kapaklarımın ardına sakladım, çıkmak için pusuya yatmış gibiler. zor zaptediyorum. halasına benziyor diyorlardı benim için, nerede bende o güzellik diyordum.  'bahtın benzemesin' diye peşi sıra gelen cümleler artık daha da mesnetleşti sanırım. halamın evi her zaman tertemiz, yemekleri çok lezzetli olurdu. sürekli çamaşır suyu dökerdi tuvalete, klozete bakıp bakıp ağladım dün. evet klozete bakıp, bir ara çamaşır suyu aradım dolaplarda, deli sanarlar diye durdum sonra. güçlü görünmeye çalışmak bir insanı yıpratıyomuş,

gök delindi sanki; nasıl bir soğuk, nasıl yağmur o. toprağın içine koydular, soğuğu hissetmedim. kaç m3 toprak attılar üzerine? hesaplayamadım.
geçen sene nurhak'ın annem annem sayıklamalarıyla gömdüğümüz annesinin ayak ucunda yer açmışlar halama. tabutunun üzerinde oyalı bir yazma. 'çok soğuk' dedim, yükselmedi sesim. 
içimde kocaman bi yara var. 'yetişemedim koştum ama yetişemedim' diye sayıkladım sürekli.
'yorulmadın mı sen dünden beri?' yok yorulmadım bir sağa bir sola koşturarak günah çıkardım sanki. nasıl da kaptırıyoruz saçma sapan şeylere kendimizi. dağılan babama ne yapmalı şimdi? 


nurhak'ı gördüm bi ara elinde küçücük bir demet kır çiçeği, çömelmiş annesiyle halamın arasına. 
başımı öne eğdim; o iğrenç laçka toprak, o turuncuya çalan toprak yine ayakkabılarımda, paçalarımda.

halamı toprağa koydular, güzel yüzü çürümeye başladı; belki bundan sonra benzemeye başlarım ona. kardeşlerine, ve gözlerinden hiç ayrılmayan güzel kızına kavuştu belki de kim bilir. belki de bitti acıları kim bilir.

elimde ıslak bir bezle botlarımdaki çamura bakıp ağladım bu sabah.


1 yorum: