21 Şubat 2017 Salı

sevdiğim bir insan geçenlerde sohbet esnasında şu cümleyi kurdu:  
"uykusuzluğun koymadığı zamanlardı.." 
uykusuzluğun koymadığı zamanlarda, bizi uykusuz bırakan şeyler ne kadar da basit ve aptalcaydı. oysa şimdi ne uyuyabiliyoruz ne uykusuzluğa dayanabiliyoruz.

11 Şubat 2017 Cumartesi

tükenmişliğimi doğruluyorlar ama daha da çok tükenmemi, dibi boylamamı tabii olarak görüyorlar. doğrulanmak her zaman güzel değil imiş. 
ivmesi sonsuza yakınsayan hızda bir düşüş, yokuşun eğimini hesapla ki bulasın.
yazamıyorsam, gerçek hayatta betonlarda çiçek açmadığındandır. yazamıyorsam, sağlam çarklarından olduğum bu leş kokulu makine sisteminin bütün güzel duygularımı elimden almasındandır. üstelik hissettirmeden, sinsice. avuçlarımın bomboş olduğunun ayırdına varmam epeyce uzun sürmüş olacak ki; korkunç bir sürpriz oldu bana. vah bana vahlar bana.
kışla öyle özdeşleştim ki, artık ne güneş açarım ne kuşlar uçar gökyüzümde. ne bir kitabın kapağını açmaya gidiyor elim, ne bir şarkı söylemeye yetiyor sesim. göz kapaklarını öpmek isteyeceğim kimse yok artık. isabet ola ki; ne görülmek istiyorum, ne duyulmak. eski dostlar, o eski insanın geçmişinde kaldılar. ben onu çoktan öldürdüm hatta kanını dahi temizledim ellerimden. tanımıyorum bile, karşılaşmadık hiç. hatrımda tek bir anısı yok, içimde tek bir hissiyatı. bir yabancının yasını tutuyorum. çünkü yas tutmak benim birinci vazifem.

9 Şubat 2017 Perşembe

"çıplak heykeller yapmalıyım."

yazacak hiçbir şeyim yok ama konuşacak çok şeyim var-mış. dün nefessiz kalana kadar konuşunca fark ettim. bu ara ne çok anlatasım var, detaylara boğula boğula. kaç gün gerekir, kaç saat, kaç dakika? kaç insan değişmeli karşımda, ortalama bir sabır katsayısı da hesaba katılınca?

1 Şubat 2017 Çarşamba

büyüdüğü sokak o kadar da büyük gelmiyordu gözüne, yuvarlandığı merdivenler o kadar korkunç değildi. burdan düşüp bi insan yüzünü parçalayabilir miydi? 'oynama iz  kalacak' uyarılarına rağmen inatla da oynamıştı yarasıyla. insan 7sinde neyse 25inde de sahiden o muydu? annesinin pazar poşetleriyle düştüğü o yokuştan dikkatli dikkatli indi aşağıya, temkini elden asla bırakmıyordu. binanın içine girebilmek için ayaklarını olanca gücüyle kaldırması gerekmiyordu artık. değişen bir sürü şey vardı, ama sanki bir o kadar da aynıydı her şey.. kendinden sonraki yaşanmışlıkları hiçe saymayı tercih ediyordu. gözleri doldu genzi tıkandı defalarca, attı da attı gerilere. 20 sene sonra tekrar dokundu o yatağa, sanki hiç ev sahibi tarafından cilası kaldırıla kaldırıla olanca gücüyle silinmemiş gibi. sokağın sonuna kadar yürüdüğünü düşünüyordu oyun oynamaya gitmek için. sokağın sonu iki bina ötedeymiş mesela, yeni fark etmişti. 
yaramazlık yaptığı zaman saklandığı merdivenin altına tekrar girmek ve bütün ömrünü orada tamamlamak ne iyi olurdu.
ama hem bedeni hem içinde biriktirdikleri oraya sığmayacak kadar büyümüştü de büyümüştü.
üstüne üstlük yaptığı yaramazlıkların hesabını soracak olanda, annesinin merhametinin onda biri dahi yoktu.