30 Temmuz 2011 Cumartesi

 -bir kimsenin duvarlarını yıkıyorsan, ona yeni bir yaşam alanı yaratmalısın.-

sen çok uğraştın biliyorum ama sanırım yarattığın yaşam alanı benim nankörlüğüme yenik düştü. şimdi de ben çırpınıyorum, bir bardak suda yaşamaya çalışan balık misali.

mutsuzum diyemem, bak işte o ayıp olur. 

25 Temmuz 2011 Pazartesi

sel

ağlamana sebep olan insanların kaçı sen ağladığın zaman elini tutacak kadar yüreklidir? kimse kendi sıçtığı boku kendi temizleme zahmetinde bulunmaz kaba tabirle. bütün bu kirlilik de bundan sebep zaten.
ama daha vahim bi sorunumuz var;
ya sen; ağladığın zaman yanında olan insanı, ağlamana neden olan insandan daha üste koyabilecek kadar yürekli misin peki? bi düşün bakalım. kabahatin tümü olmasa da büyük bir kısmı senin cancağızım. ama kendi düşen ağlamaz demem sana, diyemem. esas kendi düşen ağlamalı, hem de bağıra çağıra. kendi kendini ayakta tutmayı bile beceremediği için.
esas kendi düşen ağlamalı ve ağlamasına sebep olduğu için de kendi eline sıkıca sarılmalı. ağlayınca avucunda sadece kendi elini bulduğundan, belki de kendini tüm herkesten ön plana koymalı.

24 Temmuz 2011 Pazar

çemberin dışında

insanlar acı çekerken göz önünde olmanızı istemezler fark ettiniz mi? oturup sizinle ağlayandan çok sizi güldürmeye çalışanı bulursunuz hep etrafınızda. doğru olanın yahut iyi olanın gülmek olduğuna karar verilmiş bir kez.
duygular bazından ele alırsak olayı, ne farkı var acının sevinçten? yahut eylemler bazında, ne farkı var gülmenin ağlamaktan? biri negatif biri pozitif diyeceksiniz belki. iyi de kim sokmuş bunu beynimize tam da bu şekilde? pozitifi negatifi kim ayırmış sahi? ayırmış da önümüze sunmuş. ohh mis ayırdım al tadını çıkar, sorgulama sakın
demiş.
"iki kere iki eşittir beş diyerek matematiği tekrar yazabilirsiniz çocuklar. kimse size bişey diyemez."
diyen sevgili hocamdan yola çıkarak, bikaç dakikanızı istiyorum. yolda yürürken ağlayan bir insana değil de, kahkahalar atan birine neyin var diye sorduğunuzu düşünün mesela. böyle böyle tüm değerleri yeniden kurarız kimse de bize bi'şey diyemez a dostlar. ama kim uğraşacak şimdi değil mi? benim de uğraşasım yok, sadece biraz anlayış istiyorum.
insanlar acı çekerken göz önünde olmanızı gerçekten istemezler. pılını pırtını topla git başka bi yerde acını çek derler.

insanlar acıdan ölürcesine kaçarlar. ağlamak istediğimiz zaman belki bundan yorganın altına sokarız kendimizi. acıdan kaçıp kaçıp en sonunda yorganın altına saklanıp, ona tam da orada yakalanırız çünkü.

oysa doğada her şey karşıtıyla varolmuş. doğum-ölüm, siyah-beyaz, gece-gündüz. lütfen acı çeken insanlara bu dünyadan değillermiş gibi bakmayın ama lütfen. hatrım için yani.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

bi daha sizinle görüşmek istemiyorum sevgili bok bey. ve verdiğiniz şu hayata tahammül hapları.
bilemiyorum duygularımı aldırmak istemiyorum ki ben. hem bunun için genç sayılmaz mıyım? problemi beni uyuşturarak mı çözeceksiniz? yalnızca ertelemek değil mi bu? saçmalık. beni korkularımın gereksiz, yersiz, aptalca olduğuna inandırabilseydiniz keşke.
aynı korkular hepinizin derinliklerinde bir yerde değil mi? karanlık odanızı açmak mı istemediniz? anlarım. o zaman başkalarının karanlık odalarına da saldırmayın.
o küçük hapların da, sizin de canınız cehenneme.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

istanbul

yeniden istanbuldayım.
dönüş yolunda haddinden fazla geri geri gitti bu kez ayaklarım.
benim biricik sevgilim.
dünyaya gözümü açtığım o sıcacık kucak.
ağladığım zaman dalgalarıyla göz yaşlarımı saklayan,
her düştüğümde başka bir güzelliğiyle ellerimi kavrayan,
benim kadar yalnız, benim kadar kalabalık,
benim kadar ne yapacağını şaşırmış,
aynı anda çok şey anlatan fakat aslında hiçbir şey anlatmayan
tüm herkesten vefalı sevgilim.

her zamankinden daha çok yorgunsun biliyorum,
ve gittikçe daha da çok yorulacaksın seziyorum.
eğer herkes çarçabuk sevebilseydi seni, 
bu kadar büyük bir aşk olamazdı aramızdaki, 
anlıyorsun değil mi?

senden gitmeyi düşünüyorum, 
bir yanım rahatsız, bir yanım sızım sızım sızlıyor. 
salt aklımdan geçmesi bile sana ihanetmiş gibi geliyor bana.
senden gitmek ha? sana eş değer başka bi el mi var ki cihanda?

kaçtığım sen değilsin, kaçtığım ben de değilim. 
kaçtığım bambaşka şeyler var.

senden dışarı tek bir adım atarsam, bil ki yanı başımdasındır. 
ikimiz bir başka şehre uyum sağlamaya çalışıyoruzdur el ele.
ben senden gayrı olamam.