13 Ağustos 2011 Cumartesi

huzur

geri döndüm, merak eden canlarıma buradan anlatıvereyim kısacık tatilimi dedim. hani deriz ya ummadığımız dileklerimiz bir anda kabul olunca 'bilseydim başka bir şey isterdim' diye, yok hayır ben bildiğin bunu isterdim. şöyle ki; köy mü desem kasaba mı desem -hoş nasıl ayırt edilir bilemiyorum tam- tatlı mı tatlı sakince bir yerdi. odam tavanarasındaydı. sürekli kafamı tavana vurdum, o ayrı. geceleri rüzgar sesiyle uyudum, sabahları hafiften üşüyerek erkenden uyandım. en çok yaptığım şey yürümekti, temiz havaya alışık olmayan bünyem çarpılıverdi gerçi ama olacak o kadarı. en çok yaptığım diğer bir şeyse, çay içmekti pek tabi.
sabahları bahçeden topladığımız domateslerle kahvaltı yaptım! çok güzeldi!! (evet bildiğin bunu istemiştim.) tanımadığım insanlara 'günaydın' 'kolay gelsin' diyip diyip bolca sırttım yüzlerine. küçük çocuklarla arkadaş oldum. beril vardı misal, güney vardı misal. çok tatlılardı. otostop çektim, oldukça beleşçi bir şey tavsiye ederim. çok fazla yüzdüm çok, kendimi kaybedip upuzaklara kadar. bir sürü kahkaha attım, bir de hep bağıra bağıra konuştum. ('anasını avradını buz gibiiii laaan!' diye bağırmam sahilde en çok gülücüğü toplayandı sanırsam.) yüksek sesle konuşmak bana iyi geliyor, garip evet. 101 oynamayı öğrendim. (bu cümle gideceği yeri biliyor.) bütün hafta boyunca saçlarımı en tepeden topladım, öylece dolandım. uyudum tabi en önemlisi bu, ortalama altı yedi saatle kendimi aştım. hayatımda ilk kez bir köpeği sevdim, öyle tatlı öyle yavruydu ki eşşek sıpası! sonra parmağıma kocaman bir yusufçuk kondu, hiç bile korkmadım. bağırmadım çağırmadım. aldığım ilacı günde yarıma düşürdüm. canım kadar sevdiğim bir ufaklığın bana -önüne ismimi koymadan- 'abla' diye seslenmesi her defasında içimi okşadı. kara böcüğüm benim. ve de o kadar çoook yemek yedim ki, o kadar çok yani! pişman değilim hiç de, pişkinim gayet. bronz bir tene olan manyaklığımı söylememe gerek yok, zira beni bilen biliyor değil mi? tabiki de yine çingeneler gibi karardım. sadece bunun için bile apayrı mutluyum. gözlerim deniz ve güneşin etkisi birleşince yeşile yakınsıyormuş, öyle dediler. sadece iki farklı numara çevirdim telefonumdan. biri tahmin edebileceğiniz gibi sevdiceğimdi. diğerine de birkaç sayfa yazı yazmıştım oradayken, fakat dün tuvaletin deliğine atıp üzerine sifonu çektim. sağlık olsundu. içimde bir burukluk var doyamadım sakinliğe. fakat o burukluğu büyük bir heyecana çevirecek şey de çok yakınımda. ne diyeyim; hayat bazen gerçekten güzel oluyor. benim için sağlıcakla kalın emi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder