10 Aralık 2017 Pazar

bir şiir üzerine zeyneple saatlerce konuşmayı özledim, saçma sapan şair dedikodularının kafamızda oluşturduğu fazlalıktan memnun olduğumuz zamanları. istanbula ettiği küfürlerden ötürü, tevfik fikret'e attığım tribi hatırladım. ağa kapısındaydık, ağa kapısının kafa dinlemelik yer olduğu vakitlerdi. 'düşünsene istanbulun en güzel manzarası lan zeynep, adamın odasının camında.' masamızın manzarasının da aşağı kalır yanı yoktu tabii.
'seni de bu şehre hapsetseler sen de küfür ederdin dilan.' demişti her zamanki mantıklı haliyle. o hep sakin ve mantıklı, ben hep sabırsız ve fevriydim. hala öyleyiz. daha büyük dertlerimiz var artık. anlatması eskisi gibi keyif vermiyor. türevini alarak anlatıyorum, zeynep eski dikkatiyle dinliyor. birbirimize daha az vakit ayırıyoruz, şairlere de. istanbula küfrediyorum her görüştüğümüzde.

6 Aralık 2017 Çarşamba

insanın şaşkınlıktan dili tutulur, bende o da yok. kaptırmış gidiyorum, layıkıyla hem de. gündüz rakamların peşindeyim, gece şiir okuyorum. insan bir yerden sonra delirir, benim aklım yerinde.
neye ne kadar fırsatım oldu, oturup tartışabiliriz. değişkenler ve sabitler ne kadar göreceli; ikna edilebilirim. hiçbir kabın şeklini alamam ama almış gibi yaparım, ruhu duymaz kimsenin.
zaten kimsenin kimseyi ruhu duymuyor, öyle bir vakit bu. şu saksıdaki çiçeğin inadı bende yok, dert anlattıkça büyüyor. o büyüdükçe, ben küçülüyorum.

12 Kasım 2017 Pazar

bu karanlık sade sana mı?
sadece sana mi daralıyor sokaklar,
sana mı çıkmazlar,
bu bitmeyen imtihanı,
ciğerlerinin sigarayla.
bunca yağmur yağması
hiç hesapta yokken hem de.
sadece sana mı yüz çevirdi
selamlaştığımız ağaçlar.

9 Kasım 2017 Perşembe

konuşmayı dahi unuttum, bütün o afili cümleler, dil bilgisi kuralları buharlaşıp gitti. şimdi getiremiyorum iki kelimeyi bir araya. en çok da erindiğimden. kendimi bir anda kaybetmedim, böyle küçük küçük kayıverdim kendi elimden. kayıp büyük üzüntü az, üzülürken bile eksiğim artık.

4 Kasım 2017 Cumartesi

I.
adıma şiirler yazılmıyor artık,
üstelik ben de kimseyi 
şiir gibi çekemiyorum içime
kafiyelere dokunmamalıyım 
öğrendim,
bana göre değilmiş ulamalar

II.
senin elinde boyalı kalemler vardı
denizlerin biraz daha mavi
kuşların kanatlarını açmış,
yaprakların daha yeşil şimdi, 
ne güzel.

III.
bulutlara değebileceğim 
bir salıncak istemiştim senden
çizemem demiştin
ben de
annemin dizleriyle yetindim

IV.
güneşi doğurmam lazım yeniden,
dağlara misafirliğe çiçeklerle gidilmez
şölene yaraşır bir hediye bulana kadar,
uçurtmalarla idare edeceğim.

10 Eylül 2017 Pazar

sevgili ozan,

bu oldukça uzun bir mektup olacak, üstelik diğerlerinden farklı olarak dokunamayacaksın da. senden sonra yazdıklarımın ehemmiyetinin kalmadığını düşünüyorum. biliyorum gönderdiğim her şey hala duruyordur sende.
özel ya da farklı insanlar olduğumuzu düşünmüyorum ama bir şeylerin kıymetini bildiğimiz kesin. hala küçük bir kız çocuğu ile kocaman bir kadın arasında yaşadığım bir dilemma var, beynimi parçalıyor. ama o kız çocuğunu öldüremesem de pasifleştirdiğim kesin. şimdi salıncakta sallanmak istemez canım.  annemin dizlerinden başka bir sığınağımın olmadığını öğretti bana yıllar. çok fazla insan geçti hayatımdan, üzen de oldu üzdüğüm de. aşık olduğum da oldu, nefret ettiğim de. çok insan kaybettim, -henüz kimsem ölmemişti- sen varken. o zamanlara evet dönmeyi kesinlikle çok isterdim. tek derdimin senin saçma sapan davranışlarının olmasını çok isterdim. öyle yazdığımız şiirlerdeki gibi romantik acılar da değil, sana insanın göğsüne öküz oturmasının tarifini yapabilirim. işin kötüsü daha büyüklerinin sıraya dizilmiş olmasından aklımı alamıyorum. çok insan kaybettim. çiçek olduklarına inanıyorum, ama bu kadar erken bir yaşta böylesi zengin bir bahçeyi ister miydim bilmiyorum.

binlerce yüz tanıdım, binlerce şey öğrettiler bana iyi ya da kötü. sonunda birkaçı hariç hiçbirini bir daha görmek istemedim. idealistliğimi çöpe attığım bir çarkın içindeyim, şimdiki aklım olsa bambaşka tercihler yapardım evet. buradaki insanlar öyle farklı ki, hiç öyle bildiğimiz gibi değiller. her biri birer kara delik. çok fazla şey öğrendim, çok azından memnun oldum. hayal gücümü götürdüler, realizmin esas şimdi köpeği oldum.

artık senin bildiğin insan değilim, ama sen o insanı sakla. en azından kağıtlarda kalsın.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

'sen ki bütün ülkemi kuraklıktan kurtaransın,
bir damlanla temizlenecek ellerimin kiri.'

damlaların yetmediği zaman dilimleri, kendimden yaptığım alıntılar, okunamamış şiirler.
sevgili firat, her şey tıpkı söylediğin gibi. ben tıpkı anlattığın gibiyim.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

tel cambazı

"tel cambazı istiyordu ki dünya istediği gibi olsun."
çünkü tel cambazı da hiç haberi olmasa da aslında bir okb'dir. ondan bunca sevmem onu. elbetteki dengesi bozulmaya müsait, ve elbette kekik kokuları hep bizler için.
şimdi herkes kendine telden düşerken söyleyebileceği bir şiir yazsın.
ben başlıyorum.

18 Temmuz 2017 Salı

insan kendine yapar; ben kendime yapıyorum. daha evvel de dediğim gibi kendi düşen ağlamalı; ben bu aralar uzun zamandır olmadığı kadar çok ağlıyorum. her zamanki gibi sessizce bir köşeye pısarak da değil. bağıra bağıra. hayal kırıklığıma ağlıyorum, beni asla mutlu edemeyecek insanlara verdiğim şanslara ağlıyorum. kendi kendime mutlu olamayışıma ağlıyorum. kahrolası beynime ağlıyorum:
-neden bana yeni oyunlar kuruyorsun?-

15 Haziran 2017 Perşembe

niye buraya hapsoldum, niye bu koca şehir bana dar ve inanılmaz sıkışık geliyor. neden mutlu olamıyorum? distopyalardaki hatalı kodlamalı insanlar gibiyim. şimdi tek başıma kalmak isteyip, kendime zaman ayırmak isteyip durmalarım da yok artık. beynimi çekip alın. alın lan.
niye telefonumu hep sevmediğim adamlar çaldırıyor? niye bahçeli bir ev özlemi çekerken buralarda koca bir ömrü ziyan ediyorum?
cevapsız sorunun boynu büküktür, hemen anlar yetim olduğunu vol.bilmemkaç

ben artık yeni dünyalar kuramam, hali hazırda kurmuş olan varsa beni de yanına alsın sevabına.

27 Nisan 2017 Perşembe

makine gürültüleri, beton mikserleri, keser sesleri. olanca kaos, anlatılamayan laflar, işgüzar insanlar. şu kapıdan çıkıp artık, direkt kendime geçeceğim. arada bir durak olmayacak artık, beni anlamanızı istemeyeceğim. çalınmayacak kapılarınız. ne kadar köprü varsa, hepsini tek tek atacağım.
kaybedeceğimi çoktan anladım, çekiliyorum oyundan.

24 Nisan 2017 Pazartesi

ne tutabildiğim ne bırakabildiğim bir el. arafın başka türlüsü. kontrol altına alamadığım sadece yüreğim değil, beynim de yanında. elbette kabul ediyorum, ben kendime yapıyorum.
ozan bu kez yanılıyor, kuyudayım kuyuda. üstelik dibinin bütün kıvrımlarını ezbere biliyorum.

20 Nisan 2017 Perşembe

yazabilseydim eğer size,
bundan öncekileri tedavülden kaldıracak
bir acının,
göğsümde yeşerip,
göz bebeklerimden dışarı
nasıl aktığını anlatırdım.

yazabilseydim eğer,
büyükçe bir bahçem olduğunu,
fakat her çiçekten yüzüme
bir sevdiğimin bakmasını
hiç de istemediğimi anlatırdım.

her gece yastığa koyulan o baş,
söyleyemediğim her bir hece,
benimle sarmaş dolaş.
bir daha dokunamayacağım o yüz
toprakla haşır neşir.

pişmanlığı zerrelerine ayırıp
nasıl müptela ettiğimi anlatırdım
hücrelerime.

yazabilseydim eğer,
şüphesiz iyilik etmiş olurdum
ciğerlerime..

21 Şubat 2017 Salı

sevdiğim bir insan geçenlerde sohbet esnasında şu cümleyi kurdu:  
"uykusuzluğun koymadığı zamanlardı.." 
uykusuzluğun koymadığı zamanlarda, bizi uykusuz bırakan şeyler ne kadar da basit ve aptalcaydı. oysa şimdi ne uyuyabiliyoruz ne uykusuzluğa dayanabiliyoruz.

11 Şubat 2017 Cumartesi

tükenmişliğimi doğruluyorlar ama daha da çok tükenmemi, dibi boylamamı tabii olarak görüyorlar. doğrulanmak her zaman güzel değil imiş. 
ivmesi sonsuza yakınsayan hızda bir düşüş, yokuşun eğimini hesapla ki bulasın.
yazamıyorsam, gerçek hayatta betonlarda çiçek açmadığındandır. yazamıyorsam, sağlam çarklarından olduğum bu leş kokulu makine sisteminin bütün güzel duygularımı elimden almasındandır. üstelik hissettirmeden, sinsice. avuçlarımın bomboş olduğunun ayırdına varmam epeyce uzun sürmüş olacak ki; korkunç bir sürpriz oldu bana. vah bana vahlar bana.
kışla öyle özdeşleştim ki, artık ne güneş açarım ne kuşlar uçar gökyüzümde. ne bir kitabın kapağını açmaya gidiyor elim, ne bir şarkı söylemeye yetiyor sesim. göz kapaklarını öpmek isteyeceğim kimse yok artık. isabet ola ki; ne görülmek istiyorum, ne duyulmak. eski dostlar, o eski insanın geçmişinde kaldılar. ben onu çoktan öldürdüm hatta kanını dahi temizledim ellerimden. tanımıyorum bile, karşılaşmadık hiç. hatrımda tek bir anısı yok, içimde tek bir hissiyatı. bir yabancının yasını tutuyorum. çünkü yas tutmak benim birinci vazifem.

9 Şubat 2017 Perşembe

"çıplak heykeller yapmalıyım."

yazacak hiçbir şeyim yok ama konuşacak çok şeyim var-mış. dün nefessiz kalana kadar konuşunca fark ettim. bu ara ne çok anlatasım var, detaylara boğula boğula. kaç gün gerekir, kaç saat, kaç dakika? kaç insan değişmeli karşımda, ortalama bir sabır katsayısı da hesaba katılınca?

1 Şubat 2017 Çarşamba

büyüdüğü sokak o kadar da büyük gelmiyordu gözüne, yuvarlandığı merdivenler o kadar korkunç değildi. burdan düşüp bi insan yüzünü parçalayabilir miydi? 'oynama iz  kalacak' uyarılarına rağmen inatla da oynamıştı yarasıyla. insan 7sinde neyse 25inde de sahiden o muydu? annesinin pazar poşetleriyle düştüğü o yokuştan dikkatli dikkatli indi aşağıya, temkini elden asla bırakmıyordu. binanın içine girebilmek için ayaklarını olanca gücüyle kaldırması gerekmiyordu artık. değişen bir sürü şey vardı, ama sanki bir o kadar da aynıydı her şey.. kendinden sonraki yaşanmışlıkları hiçe saymayı tercih ediyordu. gözleri doldu genzi tıkandı defalarca, attı da attı gerilere. 20 sene sonra tekrar dokundu o yatağa, sanki hiç ev sahibi tarafından cilası kaldırıla kaldırıla olanca gücüyle silinmemiş gibi. sokağın sonuna kadar yürüdüğünü düşünüyordu oyun oynamaya gitmek için. sokağın sonu iki bina ötedeymiş mesela, yeni fark etmişti. 
yaramazlık yaptığı zaman saklandığı merdivenin altına tekrar girmek ve bütün ömrünü orada tamamlamak ne iyi olurdu.
ama hem bedeni hem içinde biriktirdikleri oraya sığmayacak kadar büyümüştü de büyümüştü.
üstüne üstlük yaptığı yaramazlıkların hesabını soracak olanda, annesinin merhametinin onda biri dahi yoktu.